Türkiye'nin En Büyük Android Platformu

En son konular

» Galaxy Ace II I8160'a Güncel Türkiye Kies Romu Nasıl Yüklenir [2.3.6 I8160XXLH4]
Perş. Ağus. 21, 2014 1:36 pm tarafından abucabbar

» Black Dark Lite Edition 2010 V2 - Emre90, 2010'un En Şık Lite Sürümü
Çarş. Eyl. 04, 2013 1:57 pm tarafından sondevrim55

» izzet Yıldızhan - Sen Deli Misin fuLL 2009 | 320 Kbps
Perş. Tem. 18, 2013 10:01 am tarafından milliyetci1979

» Install ClockworkMod Recovery on the LG GT540 Optimus
Ptsi Şub. 04, 2013 10:51 am tarafından Karakatil

» Root the LG GT540 Optimus
Ptsi Şub. 04, 2013 10:50 am tarafından Karakatil

» LG P503 Optimus One Root + Recovery
Ptsi Şub. 04, 2013 10:45 am tarafından Karakatil

» LG-970 CWM Ve Root Enjekte Etme!
Ptsi Şub. 04, 2013 10:40 am tarafından Karakatil

» LG Optımus 3D Max Root Yapımı
Ptsi Şub. 04, 2013 10:31 am tarafından Karakatil

» LG Optimus 4X HD'ye CWM Yükleme
Ptsi Şub. 04, 2013 10:27 am tarafından Karakatil

Tarıyıcı

RSS akısı


Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 

    NABİ

    Paylaş
    avatar
    Karakatil
    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 2424
    Kayıt tarihi : 04/07/09
    Yaş : 27
    Nerden : C/System32

    NABİ

    Mesaj tarafından Karakatil Bir Çarş. Kas. 25, 2009 2:42 pm

    17. yüzyılın ünlü Divân şairlerinden Nâbî'nin "hikemî tarzın öncüsü" olarak kabul edilmesi, onun şiir anlayışıyla doğrudan ilgili bir husustur. Bu durumda, Nâbî'nin ortaya koyduğu şiirlerdeki hikemiyatla birlikte, onun şiirden ne beklediğini ve şiir anlayışını incelemek de yararlı olacaktır.

    Nâbî,Türkçe Dîvânı'nın "Sebeb-i Te'lîf" bölümünde şiirlerinin özelliklerini ve şiir hakkındaki düşüncelerini anlatırken bazı şiirlerinin henüz "tamamlanmamış" olduğunu söyler :

    Gerçi eş'âr-ı heves-kârî-i eyyâm-ı sabâ

    Hayli var ma'nâsı nâ-sencîde lafzı nâ-tamâm

    Bu durum, kendi el yazısını ihtiva eden Divân nüshasında da görüleceği gibi, şâirin kendi şiirleri üzerinde daha sonra çalıştığını ve bazı düzeltmeler yaptığını ortaya koymaktadır. Nâbî'nin çok fazla şiir yazan bir sanatçı olarak kendi şiirlerini düzeltmeye çalışması ve bazı şiirlerini diğer bir kısım şiirlerinden üstün olarak görmesi, onun bu konudaki titizliğini yansıtması bakımından önemlidir. Şair, bazı şiirlerinin diğer şiirlerinden sanat olarak daha düşük bir nitelik taşımasını, sosyal ve tabiî durumlarla mukayeseler yapar.
    Nâbî, eşya ve varlığı sürekli hikemî olarak "anlamlandırma" çabası içerisindedir. Bu çaba, çoğu kez birbirine zıt gibi görünen unsurlar etrafında yoğunlaşır.
    Prof.Dr. Mine Mengi'ye göre, Nâbî'nin ekol sahibi oluşu, "düşünmeye ve düşündürmeye ağırlık veren sanat anlayışıyla yakından ilgilidir." Prof. Dr Mengi, Nâbî'nin "çağının sükûn ve huzurdan yoksun insanına doğru yolu göstermeyi, öğüt vermeyi amaç edindiği"ni de belirtmektedir.

    Bununla ilgili olarak, Nâbî'nin şiirde anlama çok değer verdiğini görüyoruz. Nâbî'nin şiirlerinde "manâ" ile ilgili pek çok beyit bulunmaktadır. Nâbî'ye göre, şiirde "ince ma-nâlar" kullanılmalıdır
    O'na göre şiirdeki mânâlar, işitilmemiş, söylenmemiş, taze olmalıdır
    Nâbî'nin "hikemî" şiir telâkkisine sahip olmasını, 17. yüzyılın sosyal ve siyâsî durumunu göz önünde bulundurarak değerlendirmek gerekir. Gerileme döneminin bütün özelliklerinin yaşandığı bu dönemde, tam altı padişahın saltanatını gören şair, Osmanlı düzeninin yavaş yavaş sarsıldığını bizzat müşahade etmiştir.

    Bu bakımdan Nâbî'nin şiir anlayışının şekillenmesinde, dönemin sosyal ve siyâsî şartlarının rolü büyüktür. Prof.Dr. Abdülkadir Karahan, Nâbî'nin şahsiyeti ve fikirlerinin şekillenmesinde de yine bu şartların etkili olduğunu belirtir :

    "Denebilir ki Nâbî, çağının huzursuzluk ve kararsızlıktan, hükümet yönetiminden başlayarak çeşitli meslek erbabı arasında yaygınlaşan zulüm, hile, yalan, rüşvet, mal ve menala aşırı rağbet, riyakârlık, her işte menfaata bağlılık gibi kötü huyların toplumu kemirmesi karşısında, fikir ve hikmetin gölgesinde -manen olsun- rahat ve dağdağasız yaşamak iç arzusuyla dolu bir şahsiyettir. "

    Nâbî, eserlerinde cemiyette yaşanan sosyal bunalımları dile getirmekle kalmaz, bu bunalımları münekkidâne bir tavırla değerlendirir ve çözüm yolları önerir. Onun yaşadığı çevreyle ilgili gözlemleri, Divân şiiri geleneğinde Örneklerine az rastlanan oldukça "reel gözlemler niteliği taşır.
    Nâbî, kendi şiir anlayışı parelelindeki Sâib-i Tebrîzî, Molla Câmî, ŞevkeM Buharı gibi İran şairlerinden de etkilenmiştir. Bilindiği gibi, 17. yüzyıldan itibaren Sebk~i Hindi akımı mensupları olan Urfî, Feyzî ve Şevket, Anadolu sahasında gelişen Türk edebiyatı üzerinde geniş bir etki meydana getirmiştir. Bu etkinin izlerini bilhassa Nâbî'nin Farsça Divânçe'sinde görmek mümkündür.
    Nâbî'nin üzerinde en çok konuşulan bir diğer özelliği de şairin "dil" hakkındaki düşünceleridir. Birçok eserde şairin :

    Ey şi'r miyâmnda satan lafz~ı garib

    Divân-ı gazel nüsha-i kâmûs değildir
    beyti örnek verilmek suretiyle şairin "sade dil" taraftarı olduğu belirtilir. Oysa Nâbî7nin bütün eserlerine genel olarak bakıldığında, şairin eserlerinin birbirinden farklı dil özellikleri taşıdığı görülür. Gerçi -Divân şiirinin genel bir vasfı olarak-gazellerinin kasidelerinden daha sade olduğu söylenebilir. Ancak, fazla kullanılmayan, sözlük sayfaları arasında kalmış kelimelerin, şiir ve nesir dilini güçleştirdiğini söyleyen Nâbî, bu görüşünü kendi yazdıklarında pek uygulayamamıştır.

    Nâbî'nin dili hakkında söylenebilecek en önemli husus, onun Türkçe'ye duyduğu hayranlıktır. Şairin bilhassa Halep'te ikâmet ettiği sırada yazdığı bazı şiirlerinde bu Türkçe hayranlığı ve hasreti açıkça ifade edilir. Şair, uzun sayılabilecek bir süre Halep'te ikâmet etttiği ve Arapça'yı çok iyi bildiği halde, Türkçe'yi daima Arapça'dan üstün tutar. Şair, Teberdâr Muhammed Paşa'ya yazdığı kasidede Türkçe'yi Arapça ile mukayese ederken Türkçe'nin şiir dili olarak Arapça'dan daha zarif olduğunu belirtir

    Nâbî'nin "hikemî şiir anlayışı", şâirin üslûbunda da açıkça görülmektedir. Şâir, tecrübelerini ve hayat görüşünü, genellikle "örnekleme" yoluyla aktarır :

    Olur mu gevher-i 'irfan müyesser herkese

    Nâbî Ne mümkindir k'ola gencine her dîvârm altında
    (Her duvarın altında hazine bulunmadığı gibi, her insana da irfan nasip olmaz.)

    Aynı şekilde :
    Helvâ-yı fena zehr ile âlûdedir amma

    Çekmek eli güç gizlice lezzet var içinde
    (Dünya zehirli bir helvadır. Ancak içindeki lezzetten dolayı ondan el çekmek güçtür.)

    beyitinde de şair, dünyayı "zehirli helva"ya benzeterek "hikemî bakış" anlayışını örneklemektedir.

    Nâbî'nin şiir anlayışını en iyi yansıtan özelliklerden biri de redifleri, "gazel""suhan"(G.532), ma'nâ" gibi şiirle ilgili kavramlardan oluşan gazelleridir.
    Şair, "gazel" redifli şiirinde, iç ve dışın, şekil ve ma'nâmn aynı kuvvet ve güzellikte olması gerektiğini söylese de gönlü her halükârda "ma'nâ"dan yanadır. Bu anlamda denilebilir ki Nâbî'nin şiirini temsil eden en önemli kavram "ma'nâ"dır. Şairin kendi şiir anlayışını özetlediği belki de en önemli şiiri "ma'nâ" redifli gazelidir :

    Olsa te'vîl-i 'ibaretle mü'evvel ma'nâ

    Hâtıra gelmez idi lafzdan evvel ma'nâ



    Bî-'ibâret yine dillerde nihâıı cilve eder

    Olmaz olmasa bile lafz-ı mu'attal ma'nâ



    Tâ'ir-i lâne-i ıtlak kafes-gîr olmaz

    Kayd-ı tahrîr ile olsun mu müselsel ma'nâ



    Etmez ervaha sirayet 'ileli ecsâmın

    Harf-i 'illetle değildir yine mu'tel ma'nâ



    Suretin tefrikası etmez eser ma'nâya

    Olmaz eşkâl-i 'ibaretle müşekkel ma'nâ



    Vüs'at-ı 'âlem-i ma'nâyı kıyâs et andan

    Lafz-ı mücmelde eder cilve mufassal ma'nâ



    Lüb e'azzdır ne kadar olsa bile kışr azîz

    Suretin mertebesinden olur efdal ma'nâ



    Bâtının hüsnü olur zahir ile cilve-nümâ

    Lafz mahsûsdur amma ki muhayyel ma'nâ

    Feneri rûşen eden şem'-i ziyâ-güsteridir

    Nûr-ı bâtınla verir surete saykal ma'nâ



    Giyse ya câme-i Mısrî ya kabâ-yı 'Acemî

    Olmaz ârâyiş-i zahirle mübeddel ma'nâ



    Surete etme nazar ma'niye bak ey Nâbî

    Satr kec düşse de olmaz yine muhtel ma'nâ

    Şair, şiirin dış yapısını mutlak olarak "içe", "manâya" bağlamaktadır. Şiirin dış yapısını, "azîz", iç yapısını ise "e'azz" (en azîz) olarak vasıflandıran Nâbî, surete cila veren, sureti, şekli ortaya çıkaran hususun da yine ma'nâ olduğunu belirtmektedir
    Sonuç olarak, Nâbî'nin şiirinin üslûp bakımından da kendine has özellikler taşıdığını söyleyebiliriz. Nâbî, mizacının da tesiriyle, gözlemlerini alışılmışın dışında bir yorumla yansıtır. O, tabiatı ma'nâlaştırmada ustadır. Nâbî, XVII. yüzyılda ortaya çıkan "kültürel soğuma" ve "sosyal değişim"i yorumlayarak sosyal konularla ilgili imajları şiirlerinde kullanmıştır. Böylece şair, kendisinden önce pek görülmeyen yeni bir malzemeyi de keşfetmiştir. Nâbî'nin "hikemî" şiir tarzı olarak temsil ettiği bu yeni ifade biçimi, "Nâbî ekolü" olarak adlandırılmıştır. Bu ekolün gelişmesinde, bilhassa İran şairlerinden Sâ'ib'in de etkisi inkâr edilemez. Bu bakımdan Nâbî'nin şiirlerinde, hikemiyatla karışmış olan Sebk-i Hindî'ye has üslûp özelliklerine de rastlanır.
    Nâbî ile en önemli örneklerini veren hikemî şiir, Nâbî mu'akkipleri ve Nâbî ekolüne mensup şairler olarak kabul edilen Tâlib, Râmî, Sabit, Nazım, Sâmî, Râşid, Seyyid Vehbî, Koca Râgıp Pâşâ, Sünbülzâde Vehbî ile devam ettirilmiştir.




      Forum Saati Perş. Ara. 13, 2018 10:10 pm